Büyükelçi’nin, 11 Kasım töreninde yaptığı konuşma, Fransız Sarayı, Istanbul [fr]

Sayın General Subaylar,

Sayın Hanımefendi ve Beyefendi Başkonsoloslar,

Müttefik ulusları temsil eden Sayın Subaylar,

Saygıdeğer Öğretmen ve öğrenciler

Değerli dostlar,

Herşeyden önce, bu sabah burada bulunarak yanımızda olduğunuz için sizlere teşekkür etmeme izin verin.

Bugün, Birinci Dünya Savaşı’na son veren 1918 tarihli ateşkes antlaşmasını kutluyoruz. Bu savaş, tüm Avrupa’da ve aynı zamanda dönemin Fransız, İngiliz ve Alman sömürge imparatorlukları ile Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde yaşayan halklar arasında 18 milyonun üzerinde insanın ölümüne neden oldu.

Fransa, tıpkı Türkiye gibi, savaşın hüküm sürdüğü bu dört yıl süresince bu acıyı benliğinde ve topraklarında derinden yaşadı. 11 Kasım Ateşkes Antlaşması’ndan önce başka ateşkes antlaşmaları da imzalandı. Bunlardan biri de, o dönemin İttifak Ülkeleri ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşmasıydı.

Bu savaş, yaşanan « son savaş » olmayacaktı, zira bu tarihten yirmi bir yıl sonra, Dünya, yeni bir savaşla yüzleşecekti. Türkiye’deyse, topların susması için dört yıl daha beklemek gerekecekti.

Bugün, hayatlarını Fransa için feda etmiş askerlerin mezarları başında saygı duruşunda bulunduk. Kimisi Kırım’da, Osmanlı ve İngiliz askerleriyle birlikte savaşırken, kimisi Birinci Dünya Savaşı sırasında ve kimisi de bunu takip eden Istanbul’un işgali sırasında öldüler.

Bu sabah, hayatlarını ülkeleri için feda etmiş tüm askerleri anmamız gerekiyor. Bu anma, aynı zamanda, o günlerden bugünlere kadar kat etmiş olduğumuz mesafeyi bizlere gösteriyor. Her iki dünya savaşının çirkinliklerinden dersler çıkaran Fransa ve Almanya, kardeşlik ve barışa giden yolu yeniden bulmayı başardı. Bu yol, son 60 yılda inşa edilen Avrupa yapısının her kademesinin içine işledi. Bu vesileyle, Almanya Başkonsolosu Sayın Hanımefendiye ve Tuğgeneral Hartbrod’a, bu kardeşliğin bir ifadesi olarak bugün yanımızda oldukları için teşekkürlerimi sunarım.

Bugün, bu olaylar için gerçekleştirilen ortak anma töreninde, bizleri yönlendirmesi gereken işte bu kardeşlik ve nefretin, korkunun, farklılığın ve kendi içine kapanmanın reddi olmalıdır.

Ortak hafızamız, barış, hoşgörü, kardeşlik ve entegrasyon mesajları aktarmamızı sağlamalıdır. Özgürlük, ırkları ve mezhepleri ne olursa olsun, hayatlarını feda eden kadın ve erkeklerin adanmışlıklarıyla inşa edilmiştir.

Dünya muhariplerinin tamamı ile olan dayanışmamızın bir sembolü olarak, ceketlerimizin yakasında Fransa’nın bu peygamber çiçeğini takıyoruz. Henüz Birinci Dünya Savaşı sona ermeden uygulamaya konulan bu sembol, az veya çok fark edilerek birçok dönemi geride bıraktı. Bugün bu sembol, hayatlarını feda edenlere veya sakat kalanlara duyduğumuz saygının işaretidir. Bu çatışma ortamından sağ kurtulan son gazilerin de aramızdan ayrıldığı günümüzde, bu sembol, aynı zamanda meşaleyi yeni nesillere aktarma irademizin de işaretidir.

Bu sabah, Istanbul’da, 1853 yılında Fransa’ya armağan edilen alanlarda ebedi istirahatlerinde, burada yatan Fransız askerleri onurlandırdık. Türkiye’nin orta yerinde Fransa’ya ait bu küçük parsellerde, Atatürk’ün, Çanakkale Şehitler Anıtı’nın alınlığına kazınmış sözlerini unutmuyoruz: « ve siz, uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır ».

Hepinize Teşekkür ederim.

Yayınlanma tarihi: 12/11/2013

Sayfa başına dönmek için