Suriye – Dışişleri Bakanı Sn. Laurent Fabius’ün Senato’da yaptığı konuşma - Paris, 4 Eylül 2013 [fr]

Suriye – Hükümet açıklaması. Ulusal Meclis ve Senato’da görüşme – Dışişleri Bakanı Sn. Laurent Fabius’ün Senato’da yaptığı konuşmanın gayrı resmi tercümesi

Paris, 4 Eylül 2013

Sayın Senato Başkanı,
Sayın Bakanlar,
Sayın Senatörler,

21 Ağustos’un ilk saatlerinde, Damas’ın merkezine birkaç kilometre ötede, aralarında yüzlerce çocuğun bulunduğu yaklaşık 1500 sivil uykularında boğularak öldüler. Bu insanlar, 21. yüzyılın başında, Suriye rejimi tarafından, kimyasal silahın en yoğun ve en korkunç şekilde kullanılarak, öldürüldüler.

Bu acı olaydan hemen sonra, hepiniz onlarca video görüntülerinden hakikatleri gördünüz. Bu görüntüler, dehşete düşmüş ama diğer taraftan dünyayı bu korkunç olay hakkında bilgilendirme görevinin bilinci içinde olan hekimler, komşular, veliler tarafından çekilmiştir.

Hepimiz, kurbanların can çekişirkenki veya yan yan dizilmiş çocuk cesetlerinin menfur görüntülerini izledik. Cesetlerin üzerinde ne bir damla kan, ne de yaralanma söz konusu. Sadece, artık kimsenin inkar etmediği, o gece, kullanılan gazın etkisiyle meydana gelen sessiz ölümler.

Bu korkunç görüntülerin dışında, nelerden eminiz ?

Geçtiğimiz Pazartesi günü, Başbakan, Savunma Bakanı ve Parlamento ile ilişkilerden sorumlu Bakan ile birlikte, Meclis’i bilgilendirmek üzere, Meclis ve Senato başkanlarını, ilgili komisyon başkanlarını, partilerin Ulusal Meclis ve Senato grup başkanlarını toplantıya çağırdık. Hükümetimiz, olayın ciddiyetinin, şeffaflık ve cumhuriyetci bir diyalog gerektirdiği konusunda inancı tamdır.

1500 ölüye kadar çıkabilecek bilançonun büyüklüğünden hiç şüphemiz yok. Keza, başta Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü’nün değerlendirmesi olmak üzere, bağımsız değerlendirmeler bunu teyid ediyor. İstihbarat servislerimiz, doğruluğunu kanıtladığımız video görüntülerini incelediklerinde, bütün kurbanların muhalefet tarafından kontrol edilen semtlerde yaşadıklarını tespit etmişlerdir. Gözlemlenen bütün bulgular, kimyasal madde ile zehirlenmeye işaret ediyor. Elimizde, tıpkı müteffiklerimizin de ellerinde bulunanlar gibi, sarin gazı kullanıldığına dair bulgular mevcut.

Suriye’nin, dünyanın en büyük kimyasal silah stoklarından birine sahip olduğundan hiç şüphemiz yok. Söz konusu stok, bin tondan fazla askeri kimyasal madde ve onlarca vektörden [taşıyıcı] oluşuyor.

Suriye rejiminin, son aylarda, muhalefetin elinde bulunan bölgeleri yeniden kazanmak ve buralarda terör estirmek üzere, daha öncesinde de, birkaç kez, çok daha az büyüklükte, kimyasal silaha başvurduğundan eminiz. Saraqeb veya Cobar’da, zehirli gaz kullanımını teyid eden örnekler alıp, inceledik. Bu bulgular Birleşmiş Milletlere iletildi.

Bu saldırının, Şam’a girişi kolaylaştıran kilit önemdeki bir bölgeyi yeniden kazanmak amacıyla yürütüldüğünden eminiz. Zira, saldırıdan önceki günlerde, rejime ait başlıca depo noktalarından kimyasal madde hareketliliğini içeren hazırlıklar yapılmıştır. Saldırıdan sonra da, saldırı izlerinin silinmesi için yoğun bombalamalar gerçekleştirildiğinden eminiz.

Son olarak, muhalefetin bu büyüklükte bir operasyon yürütecek imkanlara sahip olmadığından da eminiz. İsyancı gruplardan hiçbiri, böylesi bir saldırıyı başarıyla yürütebilecek ne gerekli miktarda kimyasal maddeye, ne vektörlere, ne de yetkinliğe sahip.

Dolayısıyla, burada kesin olarak, 21 Ağustos tarihinde, Guta ovasında, yoğun bir kimyasal saldırı düzenlendiği sabittir. Ve bunun sorumluluğu bütünüyle Suriye rejimine aittir.

Kesinlik kazanan bu durumu, Amerikalı, İngiliz, Alman ve Türk ortaklarımız ile paylaşıyoruz. Arap Birliği de, geçtiğimiz Pazar günü düzenlenen Bakanlar düzeyindeki toplantısında, rejimin sorumluluğundan söz ederek, bizzat, bunu teyit etmiştir.

Söz konusu sorumluluğun kime ait olduğunu belirlemek Birleşmiş Milletler müfettişlerinin görevi değildir. Dolayısıyla müfettişler sadece kimyasal silah kullanımını teyid edebilirler.

Bu inkar edilemez hakikatler karşısında ne yapmalı ? Eyleme mi geçilmeli yoksa boyun mu eğmeli ? Bir türlü gelmeyen barış müzakerelerinin artık başlaması için yalnızca olayları kınamakla ve uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırmakla yetinebilir miyiz ?

Sayın Senatörler, bütün bu sorulara Cumhurbaşkanımız, Fransa’nın Suriye krizinin başından beri aldığı tutum ile uyumlu, açık ve net bir cevap vermiştir. Suriye Ulusal Koalisyonu’nu tanıyan, ona destek veren, aciliyet gösteren insani duruma cevap veren ve siyasi bir çözümü teşvik eden ilk bizleriz. Bu trajediye çözümler aramak için Avrupalı ortaklarımız, müteffiklerimiz, bölge ülkeleri, Rusya ve Çin ile var olan irtibatımızı hiç durmadan artırdık.

Tepkisiz kalmak, yoğun bir kimyasal silaha başvurmanın cezasız kalmasına müsamaha göstermek anlamına gelir.

Tepkisiz kalmak, yarın yine ve belki de daha yoğun bir şekilde Şam’a, Halep’e karşı kimyasal silahın yeniden kullanılabileceği gibi, Beşar Esad’a ve Suriye halkına korkunç bir mesaj vermek anlamına gelir.

Tepkisiz kalmak, yalnızca bütün bölgenin barışını ve güvenliğini değil, kendi güvenliğimizi de tehlikeye atmak anlamına gelir. Zira, - kendimize şu soruyu sormamızda fayda var – bundan sonra, nükleer silah da dahil olmak üzere, kitle imha silahlarının yayılmasına karşı bulunduğumuz uluslararası taahhütlerin nasıl bir inandırıcılığı olur ? Ve İran veya Kuzey Kore gibi başka rejimlere nasıl bir mesaj verebiliriz ?

Ne yazık ki böyle bir durumda verebileceğimiz mesaj çok açık : devam edebilirsiniz ; bu silahlara sahip olmak sizi cezasız bırakır ve uluslararası toplumun bölünmüşlüğü sizi korur.

Tepkisiz kalmak, en nihayetinde, Suriye ihtilafına siyasi bir çözüm bulunmasına kapıyı kapatmak anlamına gelir. Suriye krizinin çözümünün siyasi olacağı, askeri olmayacağı doğrudur. Ancak hakikatlerle yüzleşelim : rejimin bu tür eylemlerine son vermememiz halinde, siyasi bir çözüm de olmayacaktır. Zira, Beşar Esad, yazılı olarak hafta başında yine tekrarladığı gibi, özellikle terör ve ölüm saçan silahlar aracılığıyla, muhalefeti, kendi ifadesiyle « tasfiye » edebileceğine inanmaya devam edebilirse, müzakereden çıkarı ne olabilir ?

Bütün bu nedenlerden ötürü, Fransa Cumhurbaşkanı eyleme geçilmesini seçmiştir. Meşru, kollektif ve iyi düşünülen bir eylem tercihidir bu.

Eylem öncelikle meşru olmalıdır zira Suriye rejimi, uluslararası taahhütlerini yoğun bir şekilde ihlal etmiştir. Beşar Esad, kimyasal silaha başvurarak, Suriye’nin 1968 yılında taraf olduğu, söz konusu maddelerin kullanımını yasaklayan 1925 tarihli [Cenevre] Protokolü çerçevesinde bağlı bulunduğu taahhütleri ihlal etmiştir. Cenevre Sözleşmeleri tarafından yasaklanan ayrım gözetmeyen saldırılar düzenleyerek, uluslararası insani hukuku hiçe saymıştır. Bir savaş suçu işlemiştir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin insanlık suçu diye nitelendirdiği bir suç işlemiştir.

Bu ihlallere ek olarak, Suriye rejimi sürekli olarak uluslararası toplum ile işbirliği yapmayı reddetti. Bunu, uluslararası insan hakları araştırma komisyonunun girişini engelleyerek ; beş ay boyunca, kimyasal silahlardan sorumlu olan müfettişlerin gelmelerine karşı koyarak ; muhtelif ateşkes girişimlerini geri iterek ve Suriye’de insani çalışmalara sürekli engeller koyarak yapmıştır.

Güvenlik Konseyi tarafından açık bir iznin olması elbette arzu edilir. Ancak, burada da, hakikatle yüzleşmeliyiz. Iki yıldan bu yana, Rusya ve Çin, üç defa veto koymak da dahil olmak üzere, Suriye trajedisine verilecek her tür cevabı bloke etmişlerdir. 21 Ağustos’taki kimyasal saldırıya güçlü bir yanıt verilmesine izin veren karar tasarısı ile ilgili bir hafta önce yapmış olduğumuz girişim de net olarak durdurulmustur.

Kimyasal silah kullanımına ilişkin tehdidin ciddiyeti, bizleri, harekete geçmeye mecbur kılıyor.

Öngördüğümüz eylem, iyi düşünülmüş ve kollektif bir eylemdir. Cumhurbaşkanının söylediği gibi, « güçlü ve orantılı » olmalı. Aynı zamanda nokta atışlı olmalı. Anlamlı ve hedefe yönelik olmalı. Kara birliklerinin gönderilmesi söz konusu değildir. Rejimi devirmek için askeri operasyonların başlatılması söz konusu değildir.

Şüphesiz, doğrudan ülkemizi tehdit etmekten kaçınmayan, hatta Ulusal Meclise gözdağı verebileceğini zanneden Beşar Esad’ın gitmesini arzu ediyoruz. Doğrudur, gidişini arzu ediyoruz. Bu gidişin, Fransa’nın girişimde bulunmaya devam edeceği siyasi bir çözüm çerçevesinde olmasını arzu ediyoruz.

Mesajımız açık : kimyasal silah kullanımı kabul edilemez. Hem cezalandırmak, hem de caydırıcı olmak, ve bir daha tekrarlanmaması için bu mezalime bir cevap vermek istiyoruz. Aynı zamanda, Beşar Esad’a müzakereden başka çözüm yolunun olmadığını göstermek istiyoruz.

Bazıları bize, bir tepkinin durumu daha da zorlaştıracağını söylüyor. Ancak, burada da sağduyunuza seslenmek istiyorum. Iki milyondan fazla mülteci akınına uğrayan bölge ülkelerinin istikrarsızlığa uğradığı bir gerçek. Suriye halkının acılarına karşı hareketsiz kalmak aşırı uçların ortaya çıkmasına yol açıyor. Suriye rejiminin işlemiş olduğu suçları cezasız bırakmamak aslında, tam tersine, ılımlı Suriye muhalefetinin gerektiği gibi güçlenmesini sağlamak için demokrasilerimiz için bir imkandır.

Fransa’nın dünyadaki angajmanının dayandığı değerlere, bu şekilde, sadık kalabiliriz. Zira, Fransa’nın özel bir sorumluluğu var. Bu, ülkemizin büyüklüğüne katkı sağlayan bir şans ve kendisine atfettiği bir zorunluluktur. Söz konusu istidata sadık kalmak için birlik olalım.

Fransa yalnız hareket etmeyecektir. Ve çabalarını, haklı bir dava söz konusu olduğunda, kritik anlarda her zaman biraraya geldiği Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere, başka ortakların çabalarıyla birleştirecektir. Avrupalıların ve, özellikle Arap Birliği ülkeleri olmak üzere, bölge ülkelerinin desteğine de güveniyoruz. Cumhurbaşkanımız, mümkün olan en geniş destekci ülkeler koalisyonunun oluşturulması için ikna çalışmalarına devam ediyor. Yarından itibaren, St.Petersburg’da düzenlenecek G20 zirvesi bunun için bir vesile olacaktır.

Sayın Başkan,
Sayın Bakanlar,
Sayın Senatörler,

Önümüzdeki yıl, bir savaş silahı olarak ilk defa yoğun bir şekilde zehirleyici gazların kullanıldığı Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcının yüzüncü yıldönümünü için anma törenleri düzenleyeceğiz. Kimyasal silahlar uluslararası hukuk tarafından yasaklanmışken, yüz yıl sonra, dehşet verici bir geriye dönüşü kabul etmemiz mümkün değildir.

Bu çok ciddi durum karşısında, Meclis’in aydınlatılması önem taşıyor. Bu nedenle, Anayasamız uyarınca kurumsal dengelere riayet ederek, gelişmelerle ilgili önümüzdeki günlerde sizleri bilgilendirmeye devam edeceğiz. Her halükarda, son kararı, Cumhurbaşkanı ancak koalisyon oluşunca verebilecek. Zira, bir eylemin şartlarını ancak koalisyon yaratabilir.

Sayın Senatörler, barbarlığa karşı pasiflik bir seçenek değildir, en azından Fransa için böyle değildir. Tepkisiz kalmak, Beşar Esad’a, vahşetine devam etmesi için izin vermek, kitle imha silahlarının yayılmasını ve kullanılmasını teşvik etmek, Suriye’nin ve bütün bölgenin kaosa sürüklenmesine izin vermek ve tehditlere boyun eğmek anlamına gelir. Dolayısıyla, Fransa, ortakları ile birlikte, sorumluluklarını üstlenecektir.

English version

Yayınlanma tarihi: 05/09/2013

Sayfa başına dönmek için